yüreğinizin şiir adresi !
...ben edebiyattan ibaretim...KAFKA

SONU GELMEYEN CÜMLELER

Yazılar » SONU GELMEYEN CÜMLELER


Bildiklerimi adlandırıyorum belki sonlanması gereken bir vasiyet sunuyorum yine tebliğ ettiğim mutluluğa gölge düşüren cahil cesareti bir aldırmazlıkla kendi sonumu hazırladığım…

 

Kibirli bir cümleyi azat ediyorum.

 

Yangın yeri yürekteki boşluk.

 

Taziyelerimi sunuyorum belirsizliğe belli ki boyutsuzluğun teamülü aslında hiçe indirgenmiş bir zaman dönümü.

 

Bir ayraç buyuruyor kalemim ve alınganım.

 

Bir surede saf tutuyorum çünkü içimdeki nazik günce gürültülü bir son diliyor kendince.

 

Başlık altında baş veren umut başakları aslında boyu kısa yenilgilerim bu da zikrime atfettiğim fikrime ne denli sadık olduğumun bir göstergesi.

 

Geniş açıları var hüznün bir de geniş acıları var ölüm öncesi asılsız mutluluk şarkıma atıfta bulunan kendince bir şiire en yakışan başlığı aramak adına satırlara düştüğüm.

 

Ölgün göğün kanatlarında zafer nidaları savuran kuş sürüleri.

 

Zayıf halkasıyım mutluluğun.

 

Öğüdünü tutuyorum annemin ve üşüyorum.

 

Ellerimde kalıntılar var; ellerimde kendi kanım var; ellerimde yarıklar var ve içlerinde mikrop kaynıyor.

 

Ölüm nakşeden bir bildirge sunuma hazır oysaki yaşama hakkıma sahip çıkmalıyım.

 

Züğürt tesellisi geceye kol açtığım.

 

Devşirme bir yalnızlık içimde zıplayan.

 

Bakir bir cümle kundaklanıyor ve annelik içgüdümle sahip çıkıyorum o masum ve yalnız cümleye.

 

Gocunmadan seviyorum.

 

Görgüsüz bir kız çocuğu gibi oyuncaklarımı gösteriyorum herkese oysaki oyuncak sandığımda sadece Pembe Panterin kostümünü giymiş bir ceset var.

 

Zaman yalın ayak.

 

Şiir gözlerinde gecenin seğiren ve semiren belki hiçliğime öykünen varlığı bilinmezin.

 

Şahit tuttuğum adam boyu yanılgılarım.

 

Tırsak bir karede içime çektiğim hüzün benzeri bir yalıtılmışlık ile kelama banıyorum duygularımı. Rotam sabit.

 

Lanet gölgem kayıp.

 

Ben yoğum aslında.

 

Çok yorgun kimisi.

 

Çok yolsuz kalmış cümlenin bazısı.

 

Söylemler biteviye körüklüyor solumdaki ağrıyı. Kalbim delik belli ki damarlarım tıkalı belli ki ben zaten tıkanmış ruhumdaki yol çalışması gibi delik deşik ve gürültülüyüm.

 

Görüntü kirliliği yaratmamak adına tüm çamaşırları toplayıp yakıyorum avluda. Avlu da yok meydanda demek ki bir yanılsama içimdeki şahika belirteçler.

 

Göğün aynasına tutsağım aslında kendime hapsolduğum gibi kibirli bir sayaç arayışında içimdeki duyguları sağaltıyorum.

 

Bitimsiz merakım başıma yine iş açtı.

 

Çamurdan heykeller yapıyor üst kattaki komşum oysaki ayak sesinden başka ses duyulmaz oldu dünden beri.

 

İçi boş bir dairede saf tutan sadece gidenlerin hayaleti zaman zamansa ziyarete gelen ruh bekçileri.

 

Kibirli havasına yenik düştüğüm hayat.

 

Başım dik alabildiğine.

 

Ellerimde acı var içimdeki açılar belirsizliğin belirteci.

 

Bazen dara düşüp daralan acılara bakıyorum da ve belirteci kayıp öğelerle ben gramer bilgime yenilerini ekliyorum.

 

Birdirbir oynuyorum şiirlerimdeki kalıp yargılarla.

 

Top yekûn hizaya gelse keşke insanlık.

 

Sesler duyuyorum geceyi zıvanadan çıkaran.

 

Aşklar buyuruyorum kendimce.

 

Bir hadiste ruhumu teslim ediyorum şiir dilinde bir imgeye bulandığım; aşk tadında düştüğüm o deniz.

 

Şehla gözleri yorgun düşlerimin.

 

Z/amansız ölümleri şairlerin.

 

Güncemde esrikli hitabeler.

 

Ben muhalifim ve göğün telaşlı kuş sürüsünde bir ölü zambağım için için kükreyen yanardağın lavında yanmışlığın tadını çıkarıp ansızı lav ettiğim bir dokunuşla kendime dahi muhalifim.

 

Şimdi bir sihir diliyorum.

 

Şimdi bir şiir diliyorum.

 

Şimdi bir bir…

 

Şimdi…

 

Ya sonram?

 

 

(0)

Henüz yorum yapılmamıştır.